Türkiye’nin diri fay haritası 13 yıl aradan sonra yeniden güncellendi. Maden Tetkik ve Arama (MTA) tarafından yürütülen ayrıntılı saha çalışmaları ve akademik araştırmalar sonucunda yenilenen harita, yer altındaki hareketliliğin düşünüldüğünden çok daha geniş bir alana yayıldığını ortaya koydu. Haritaya eklenen yeni faylar yer altındaki sismik ağın genişliğini gösterirken, uzmanlar bazı bölgeler için kritik uyarılarda bulundu. Özellikle bir fay hattı için dile getirilen “beni en çok o korkutuyor” ifadeleri dikkat çekti. Peki haritada görünenden daha fazlası mı var ve risk aslında hangi bölgelerde yoğunlaşıyor?
Türkiye, jeolojik konumu nedeniyle dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri üzerinde yer alıyor. Kuzey Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu ve Batı Anadolu’daki genişleme sistemi, ülkenin birçok bölgesini deprem tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Son yıllarda yaşanan yıkıcı depremler, diri fayların güncel olarak izlenmesi ve deprem tehlikesinin doğru şekilde değerlendirilmesinin önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
Bu kapsamda yenilenen Türkiye Diri Fay Haritası’nda, 2013 yılında 485 olarak belirlenen diri fay sayısının 700’e yükseldiği görüldü. Böylece yapılan son güncellemeyle birlikte haritaya 215 yeni diri fay eklenmiş oldu.

Artık Deprem Tehlikesinin Bilindiğinden Daha Yüksek Olduğunu Söyleyebilir miyiz?
Prof. Dr. Süleyman Pampal, Türkiye’nin deprem tehlikesine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde ülkenin neredeyse tamamının risk altında olduğunu belirtti. Aktif fay sayısının bilinen rakamlardan daha da fazla olabileceğini ve jeolojik çalışmaların sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Pampal, Türkiye’deki fay hatlarının henüz tam anlamıyla haritalanmadığını vurgulayarak şu sözleri kaydetti:
“Türkiye’nin neredeyse tamamı artık deprem tehlikesi içinde ve bunu da yıllardır söylüyoruz. Bilindiğinden daha çok aktif fay var, ayrıca bilmediğimiz daha pek çok fay var. Yani tespit edemediğimiz örtülü olan, gizli olan faylar da mevcut. Türkiye’nin jeoloji haritaları daha tam anlamıyla tamamlanmış değil. Tektonik harita üzerinden çalışmalar hâlâ devam ediyor. MTA’ya ve oradaki arkadaşlarıma da çok teşekkür ederim, bu konuda fazlasıyla çalışıyorlar. Çok ama çok önemli bir kurumdur. Ayrıca bu çalışmalar sadece MTA tarafında da yapılmıyor, üniversiteler, akademik çevreler, her birimiz sahadayız; ben de şu anda arazideyim, Savrun Fayı’nı çalışıyorum ve son aşamaya gelmiş durumdayım. Bu fayla ilgili önemli bilgiler yayımlayacağım.”
‘Kısa Zamanda Diri Fay Haritasındaki Rakam 1000’i Geçebilir’
Yürütülen çalışmaların artarak devam ettiğini ve diri fay sayısının zaman içinde daha da yükselebileceğini işaret eden Prof. Dr. Süleyman Pampal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu türden çalışmalar üst üste gelerek diri fay haritası 700’lü rakamlara ulaştı. Ancak bir 10 sene sonra bu sayı 1000’i geçebilir ve bu hiç sürpriz olmaz.”
Türkiye’nin ana tektonik yapısına da dikkat çeken uzman isim, ülkeyi boydan boya kesen büyük fay sistemlerinin bilindiğini ancak bunların çevresinde çok sayıda küçük ve henüz haritalanmamış fay bulunduğunu şu sözlerle aktardı:
“Kuzey Anadolu Fay Zonu doğu-batı yönünde, Doğu Anadolu Fay Zonu güneyden kuzeye doğru, Orta Anadolu Fayı Zonu kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda, Ege graben sistemini oluşturan faylar ise doğu-batı doğrultusunda Türkiye’yi neredeyse baştan sona katediyor. Bu ana fayları biliyorsak, bu fayların çevresinde çok sayıda tali fay olduğunu da tahmin edersiniz. Ama bunların bir kısmı henüz haritalanmadı. O bakımdan sayı artıyor.”

Haritaya Eklenen 215 Fay Daha Çok Hangi Bölgelerde Kümelendi?
Yeni tespit edilen fayların dağılımı hakkında konuşan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYÜ) Deprem Teknolojileri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şevket Özden ise şu açıklamayı yaptı:
“Yeni tespit edilen diri faylar, mevcut Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu Fay Zonu’nun etrafındaki kümelenmeler. Dolayısıyla endişemizi artıracak bir durum yok ortada. Mevcut ana hatların etrafındaki faylar zaten tespit edilmiş durumda. Zaten bizim deprem yönetmeliğimize baktığımız zaman bu bölgeler sismik olarak aktif bölgeler olarak tanımlanmış durumda.”
‘Yeni Keşfedilen Faylar Mühendislik Hesaplarını Etkileyecek’
Sismik tehlike haritalarının hazırlanma sürecinde yerel zemin etütlerinin ve diri fay verilerinin kritik bir rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Şevket Özden, yeni keşfedilen fayların mühendislik hesaplarını doğrudan etkileyeceğini belirtti. Sahaya özel deprem tehlikesi analizlerinin nasıl yapıldığını anlatan Özden, şu ifadeleri kullandı:
“Sismik tehlike haritaları hazırlanırken mesela Adana’nın bir ilçesinde fabrika ya da bir bina yapacaksınız diyelim. O fabrika ya da bina zemini için sahaya özel analiz yapmanız gerekiyor. Gidip çevrenizdeki diri faylara bakıyorsunuz, bu fayların üretebileceği deprem büyüklüklerinden hareketle o saha için binanıza gelecek deprem etkisini hesaplıyorsunuz.”
Yeni tespit edilen fayların bu hesaplamalarda önemli değişikliklere yol açabileceğini vurgulayan Özden, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Bu diri fayların adetlerinin değişmesi öncelikle bu durumu etkiler. Çünkü artık eğer o bölgede yeni bir fay bulunduysa, bu fayın uzunluğuna bağlı olmak kaydıyla ve deprem tekrar süresine bağlı olmak kaydıyla üreteceği bir aletsel büyüklük vardır. Bu aletsel büyüklük bizim mühendislik hesaplarımızda işin içine girer; sahaya özel deprem tehlikesi hesapları yapıyorsak. Dolayısıyla bu bulgu çok önemli. MTA’daki arkadaşlarımıza ben de buradan teşekkür ederim.”



