Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Türk dış politikasında zorlu bir dönem: Riskler ve Fırsatlar

Yazının Giriş Tarihi: 28.10.2024 13:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.10.2024 13:06

Türkiye’nin bulunduğu jeopolitik konum, dış politikasını oldukça karmaşık ve çok yönlü hale getiriyor. Üç kıtanın kesişim noktasında bulunması, enerji kaynaklarına yakınlığı ve tarihi bağları Türkiye’yi hem bölgesel hem küresel güç dinamiklerinin önemli bir aktörü yapıyor. Ancak bu durum, fırsatlar sunduğu kadar tehditler ve zorluklar da getiriyor.

Türkiye, Suriye, Irak, Filistin, Ukrayna ve Libya gibi çatışma bölgeleriyle çevrili. Uluslararası ticaretin güvenliği, terörizm, mülteci krizi ve sınır güvenliği sorunları, doğrudan Türkiye’yi etkiliyor ve dış politikasını yönlendiriyor.

Kaldı ki Ankara PKK, YPG ve DAEŞ gibi terör örgütleriyle etkin bir şekilde mücadele etmek zorunda. Ancak Türkiye’nin tüm bu tehdit ve risklerle tek başına mücadele etmesi neredeyse imkânsız. Zira tüm bunlar, ittifak arayışlarını gerekli kılıyor.

Türkiye, NATO üyesi olarak Batı ittifakı içinde yer alırken, Rusya ve Çin gibi güçlerle de iş birliği arayışında. Türkiye-BRICS ilişkileri bu denge arayışının bir yansıması.Fakat bu dengeyi korumak oldukça zor ve pahalı! S-400 krizinin askeri, mali ve siyasi bilançosu ortada.

Diğer taraftan Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları ve deniz yetki alanları üzerindeki rekabet, Türkiye’nin Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır ve İsrail ile ilişkilerini zorlaştırıyor. Yine de Erdoğan hükümeti, deniz yetki alanlarında aktif bir politika izleyerek tüm zorluklara rağmen ülkenin haklarını korumaya çalışıyor.

Tüm bu jeopolitik riskler ve tehditler yetmezmiş gibi şimdilerde Türkiye, Orta Doğu’daki İsrail saldırganlığının oluşturduğu tehlikelerin üstesinden gelmek zorunda. İsrail bölgedeki Kürt varlığı üzerinden Türkiye’yi tehdit ederken Türkiye bu kozu İsrail’in elinden almak istiyor.

İsrail’in Kürtlerle yakınlaşmasının Türkiye açısından bir güvenlik tehdidi olarak görüldüğü çok açık. Bu çerçevede Ankara, bir taraftan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)ile ilişkilerini geliştirmeye çalışarak diğer taraftan da PKK/YPG’ye yönelik askeri operasyonlar düzenleyerek bu tehdidi bertaraf etmeye çabalıyor. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Öcalan çağrısı, yine bu sürecin bir parçası.

Buradaki en büyük zorluk, YPG’nin PKK’nın Suriye kolu olmasından ileri geliyor. Öncelikle bu bağın ortadan kaldırılması şart! Aksi halde Türkiye’nin milli sınırlar içerisinde yer alan terör meselesini çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekmesi bir hayli zor.

Nitekim Suriye’nin kuzeyinde Irak’ın kuzeyine benzer bir yapı kurulmak üzere. Ankara, DEM ve PKK’nın desteğiyle bu yapının varlığına karşı ortak bir mücadele ortaya koyabilir mi? Diğer seçenek ise bu soruna bölgesel bir çözüm getirmek. İşte o zaman yeni sınırlar, haritalar ve ülkeler için yeni bir siyasi ve askeri eşiğe gelinir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
logo
Herkes Duysun En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.