ABD Başkanı Donald Trump ile Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro arasında haftalardır süren gerilim, Washington’dan gelen tarihi bir çağrıyla yeni bir aşamaya geçti. Trump’ın, Maduro’ya “derhal görevi bırak ve ülkeyi terk et” yönünde açık bir ultimatom gönderdiği, hatta kendisi ve ailesine güvenli çıkış garantisi teklif ettiği ortaya çıktı.
Bu adım, ABD’nin dört aydır sürdürdüğü yoğun baskı politikasının son halkası olarak değerlendiriliyor. Karayipler ve Venezüella açıklarına büyük bir deniz gücünün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı gelen bu çağrı, bölgede tansiyonu daha da yükseltti.

Maduro ise Trump’ın teklifini kesin bir dille reddetti. Kendisinin ancak “uluslararası yargıdan tam muafiyet” ve “ordunun kontrolünü elinde tutma” gibi şartlar karşılanırsa geri adım atabileceğini ileten Maduro, Trump’ın sunduğu seçeneği “köle barışı” olarak niteleyerek, Venezüella’nın egemenliğinin pazarlık konusu yapılamayacağını vurguladı.
Washington’un baskısı sertleşirken, Caracas yönetimi de ABD’nin tehditlerinin “askerî müdahale blöfü” olduğunu savunuyor. Buna karşın uluslararası uzmanlar, bölgedeki güç gösterisinin yanlış bir adımla sıcak çatışmaya dönüşme ihtimaline dikkat çekiyor.
Latin Amerika’nın en büyük siyasi krizlerinden biri, artık yalnızca bir diplomasi mücadelesi değil; bölgesel dengeleri, petrol piyasalarını ve küresel güvenliği etkileyebilecek bir hesaplaşmaya dönüşmüş durumda.



