Afganistan’da yürürlüğe giren yeni “Erdem ve Ahlak” yasası kapsamında, aile içi şiddete yönelik getirilen düzenlemeler ve bu durumun hukuki çerçevesi üzerine yapılan inceleme, uluslararası hukuk normları ile yerel uygulamalar arasındaki derin uçurumu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bahsi geçen düzenleme, aile içi disiplin yetkisini genişletirken, şiddetin sınırlarını fiziksel hasarın boyutuna göre tanımlayan tartışmalı bir yapı sunuyor.

Şiddetin Tanımı ve Fiziksel Hasar Sınırı
Afganistan’daki mevcut yönetim tarafından onaylanan yeni yasal düzenlemeler, aile içindeki “disiplin” süreçlerini spesifik fiziksel sonuçlara bağlıyor. Yasaya göre, bir erkeğin eşine veya çocuklarına yönelik uyguladığı fiziksel müdahalenin hukuki bir yaptırıma tabi olması için belirli bir eşiğin aşılması şart koşuluyor. Bu eşik; vücutta açık yara oluşması, kemik kırılması veya kalıcı sakatlık gibi ağır fiziksel hasarlar olarak belirlenmiş durumda. Bu sınırların altında kalan fiziksel müdahaleler, “terbiye etme hakkı” kapsamında değerlendirilerek cezai yaptırımın dışında tutuluyor.

Hukuki Korunmasızlık ve Şikayet Mekanizması
Düzenlemenin en kritik noktalarından biri, yargılama sürecindeki tanıklık ve delil şartlarıdır. Yeni sistemde:
- Tanıklık Kısıtlaması: Aile içi şiddet vakalarında kadınların ve çocukların kendi aile üyeleri aleyhine tanıklık yapması zorlaştırılmış veya belirli koşullarda geçersiz saymıştır.
- İspat Yükümlülüğü: Şiddet mağdurunun, uğradığı muameleyi cezai bir suç kategorisine sokabilmesi için hastane raporuyla tescillenmiş ağır bir yaralanmayı (kırık, ağır kanama vb.) ispat etmesi gerekmekte.
- Yargısal Takdir Yetkisi: Mahkemeler, fiziksel müdahaleyi “eğitici” veya “ıslah edici” bir eylem olarak nitelendirme konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip kılındı.

Uluslararası Tepkiler ve İnsan Hakları Boyutu
Birleşmiş Milletler ve çeşitli uluslararası insan hakları örgütleri, bu yasayı kadına ve çocuğa yönelik şiddeti meşrulaştıran bir adım olarak nitelendirmektedir. Temel insan hakları metinleri, şiddetin derecesine bakılmaksızın kişinin bedensel bütünlüğünün dokunulmaz olduğunu savunurken; Afganistan’daki bu uygulama, şiddeti “hasar odaklı” bir denetime tabi tutarak sistematik darp olaylarının önünü açmakta.

Toplumsal ve Psikolojik Yansıma
Yasanın sadece fiziksel sonuçlara odaklanması, aile içindeki psikolojik şiddeti, tehdidi ve hafif-orta ölçekli sistematik darp vakalarını tamamen görünmez kılmaktadır. Uzmanlar, bu tür bir hukuki zeminin aile içindeki güç dengesini tamamen erkek lehine çevirdiğini ve korumasız grupların (kadın ve çocuklar) devlet nezdindeki sığınma kapılarının kapandığını belirtmekte.
Afganistan’da şekillenen bu yeni hukuki yapı, şiddeti önlemekten ziyade şiddetin “kabul edilebilir miktarını” belirleyen bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Bu durum, ülkede insan hakları ve aile hukuku alanında yaşanan geriye gidişin en somut göstergelerinden biri olarak kayıtlara geçti.



