İran’da Aralık ayı sonunda başlayan protestolar, yalnızca sokakları değil, rejimin meşruiyet zeminini de derinden sarsan bir krize dönüşmüş durumda. Tahran yönetimi haftalardır “kontrol sağlandı” açıklamaları yaparken, uluslararası insan hakları örgütleri ve bağımsız kaynaklardan gelen veriler, ülkenin çok daha ağır bir bilanço ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Resmî açıklamalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi ve üst düzey yetkililer, protestoların bastırıldığını, güvenliğin yeniden tesis edildiğini ve yaşananların “dış güçler tarafından kışkırtılan sınırlı olaylar” olduğunu savunuyor. Rejimin resmî anlatısında, güvenlik güçlerinin müdahaleleri “düzeni sağlama” çerçevesinde sunuluyor.
Sahadan gelen raporlar, bu anlatının arkasında çok daha sert bir tablo olduğunu gösteriyor. Bağımsız değerlendirmelere göre, protestoların başlangıcından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısı 2.000’i aştı.

Görünmeyen bilanço: İnternet kesintileri ve gizlenen ölümler
Ülke genelinde uygulanan geniş çaplı internet kesintileri, iletişim kısıtlamaları ve basın üzerindeki baskılar, yaşananların gerçek boyutunun ortaya çıkmasını zorlaştırıyor. İnsan hakları savunucuları, hastane kayıtları, aile beyanları ve sahadan sızan bilgiler üzerinden derlenen verilerin, açıklanan resmî rakamların çok ötesine işaret ettiğini vurguluyor.
kaynaklarda, birçok ölümün güvenlik güçleri tarafından kayda geçirilmediğini, cenazelerin ailelere baskı altında teslim edildiğini ve bazı vakaların tamamen gizlendiğini öne sürüyor. Bu durum, ölü sayısının neden netleştirilemediğini de açıklıyor.

Ekonomik öfke, siyasal isyana dönüştü
Protestolar ilk olarak artan enflasyon, işsizlik, temel gıda fiyatlarındaki sert yükseliş ve İran riyalinin dramatik değer kaybı sonrası başladı. Ancak günler içinde ekonomik talepler yerini doğrudan rejimi hedef alan sloganlara bıraktı.
Bu dönüşüm, yönetimin tepkisini de sertleştirdi. Gösteriler, güvenlik güçleri, Devrim Muhafızları ve Besic milislerinin yoğun müdahaleleriyle karşılandı. Sokaklarda kullanılan şiddetin dozu arttıkça, can kayıpları da katlanarak yükseldi.

On binlerce gözaltı, binlerce kayıp
İnsan hakları örgütlerine göre yalnızca ölümler değil, on binlerce kişinin gözaltına alındığı, yüzlerce kişinin akıbetinin ise bilinmediği belirtiliyor. Özellikle gençler ve öğrenciler, baskının ana hedefleri arasında yer alıyor.
Bazı şehirlerde güvenlik güçlerinin gerçek mermi kullandığı, hastanelerin güvenlik birimleri tarafından kontrol altına alındığı ve yaralı protestocuların tedaviye erişiminin engellendiği iddiaları da raporlara yansıyor.

Uluslararası tepkiler sertleşiyor
İran’daki tablo, uluslararası alanda da giderek daha sert tepkilere yol açıyor. Birleşmiş Milletler, şiddetin durdurulması çağrısında bulunurken; Avrupa Birliği yeni yaptırımları gündemine aldı. ABD ise protestolara yönelik baskının sürmesi hâlinde hem ekonomik hem diplomatik adımların genişletileceğini açıkladı.
Donald Trump’ın, İran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulanacağını duyurması, krizin yalnızca iç politik bir mesele olmaktan çıktığını gösteriyor.

derinleşen kontrol mü kriz mi?
Tahran yönetimi her ne kadar sokaklarda hâkimiyet kurulduğunu savunsa da, sahadan gelen veriler ve ölü sayısına dair tahminler, İran’ın son yıllardaki en derin toplumsal krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
2.000’i geçen ölü sayısı, bu sürecin yalnızca bir protesto dalgası değil, rejimin kendi halkıyla arasındaki bağın kopma noktasına geldiğinin göstergesi olarak yorumlanıyor.
İran’da bugün yaşananlar, “kontrol sağlandı” cümlesiyle özetlenebilecek bir tablo değil; aksine bastırıldıkça ağırlaşan, gizlendikçe büyüyen bir krizin sessiz bilançosu olarak tarihe geçmeye aday görünüyor.



