ABD, Karayipler’de 1989 Panama operasyonundan bu yana görülmemiş büyüklükte bir askerî varlık kurarak bölgedeki tansiyonu belirgin biçimde yükseltiyor. Trump yönetiminin “Venezuela’ya baskı” stratejisinin merkezine yerleştirilen bu yığınak, hem bölgesel güvenlik dengelerini hem de uluslararası hukuka dair tartışmaları yeniden alevlendirmiş durumda.
Washington, Nicolás Maduro’yu yıllardır “narco-terörist” olarak tanımlıyor ve sözde “Güneş Karteli”nin lideri olduğu iddiasıyla 50 milyon dolarlık bir ödül bile koymuş durumda. Bu siyasi dilin gölgesinde bölgede ABD bayrağı taşıyan gemiler çoğaldı; hem uçak gemileri hem amfibi çıkarma grupları Karayip sularında dolaşmaya başladı.

Öte yandan son aylarda gerçekleşen ve hız teknelerini hedef alan hava saldırıları, insan hakları örgütlerinde ciddi alarm yarattı. ABD bu operasyonları “uyuşturucu kaçakçılığına darbe” diye nitelerken, uluslararası hukuk uzmanları ortada bir kanıt olmadığını ve eylemlerin “yargısız infaz” niteliği taşıdığını savunuyor. Belgelenmiş kanıtların sunulmaması tartışmaları daha da büyütüyor.
Bugün itibarıyla bölgede yaklaşık 12.700 Amerikan askeri konuşlu. USS Gerald R. Ford gibi dev platformlar, Iwo Jima Amfibi Hazır Grubu ve farklı keşif–operasyon unsurlarıyla birlikte tablonun yalnızca “caydırıcılık” amacı taşımadığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Analistler, bu ölçekteki bir kuvvetin tam kapsamlı bir kara harekâtına yetmeyeceğini, ancak yoğun ve nokta hedefli hava saldırılarının kapıda olabileceğini belirtiyor.

ABD’nin Karayipler’deki stratejik noktaları Porto Riko’dan Honduras’a, Aruba ve Curaçao’daki işbirliği üslerinden yeniden aktif hâle getirilen Roosevelt Roads tesisine titizlikle güçlendiriliyor. Pistler genişletiliyor, tatbikatlar artıyor ve operasyonel hazırlık dikkat çekici bir seviyeye çıkarılıyor.
Bütün bu hareketliliğin ortasında en kritik soru aynı kalıyor:
Bu yığınak; kaçakçılıkla mücadele operasyonu maskesi altında Venezuela’ya yönelik daha geniş bir askerî baskı stratejisinin mi parçası, yoksa gerçek bir çatışmanın öncülü mü?
Karayipler’de sular daha da ısınırken bölgesel denge, diplomatik baskının mı yoksa askeri sertliğin mi ağır basacağını bekleyerek izliyor. Eğer istersen bu gelişmelerin olası senaryolarını diplomasi, sınırlı hava harekâtı, rejim baskısı, geniş kapsamlı müdahale ayrı bir analiz olarak hazırlayabilirim.



