Suriye sahasında 2015’ten beri süregelen Amerikan askeri varlığı, 23 Şubat 2026 itibarıyla nihai sona ulaştı. Haseke kırsalındaki stratejik üssü, onlarca zırhlı araç ve lojistik tırın Irak sınırına yönelmesiyle boşaltılmaya başlandı. Washington’ın bölgedeki askeri “veto” gücünün bittiğini simgeleyen bu hamle, yaklaşık bin askerin Suriye’den tamamen çekilmesi planının en kritik halkasını oluşturuyor.

Şam ile Pragmatik Ortaklık: Ahmed Şara Dönemi ve Diplomatik Devir Teslim
Bu radikal çekilmenin temelinde, Aralık 2024’te Esed rejiminin devrilmesinin ardından başa geçen Ahmed Şara yönetimi ile Washington arasındaki “normalleşme” yatıyor. Trump yönetiminin “önce Amerika” doktrini, terörle mücadele yükünü artık doğrudan yeni Şam yönetimine bırakıyor. Özellikle Şubat ortasında stratejik Tenef (Al-Tanf) üssünün koordineli bir şekilde Suriye ordusuna devredilmesi, ABD’nin yeni hükümete duyduğu güvenin ve bölgedeki “İran koridoru” endişesinin azaldığının en somut göstergesi.

SDG’nin Tasfiyesi ve Suriye Ordusuna Entegrasyon Süreci
ABD’nin çekilmesiyle en büyük sarsıntıyı yaşayan taraf, yıllardır Washington’ın saha ortağı olan SDG (Suriye Demokratik Güçleri) oldu. 30 Ocak 2026 tarihinde imzalanan kapsamlı anlaşma uyarınca, SDG birimlerinin kademeli olarak Suriye ordusuna entegrasyonu başladı. Kasrak üssünün boşaltılmasıyla eş zamanlı olarak, SDG bünyesindeki ağır silahların Şam yönetimine devredilmesi ve örgütün “ayrılıkçı” statüsünü kaybederek merkezi orduya bağlı tugaylara dönüşmesi planlanıyor.

Türkiye’nin “Sıfır Tolerans” Politikası ve Sınır Hattı
ABD’nin boşalttığı alanlar, Ankara Şam hattındaki diplomatik dengeleri de yeniden şekillendiriyor. Türkiye, Ahmed Şara yönetiminin en yakın müttefiki konumunda olsa da, sınır hattındaki “Kürt birimlerinin” mevcudiyetine karşı sert tavrını sürdürüyor. Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, ABD sonrası dönemde bölgede herhangi bir terör boşluğu oluşmasına izin verilmeyeceğini ve TSK’nın Suriye ordusu ile koordineli şekilde sınır güvenliğini tahkim edeceğini vurguluyor.

Rusya’nın Değişen Rolü: “Dengeleyici Güç”ten “Lojistik Destekçi”ye
ABD çekilirken, Rusya da Suriye’deki askeri profilini yeniden tanımlıyor. Moskova, Şam hükümetinin talebiyle Hmeymim ve Tartus üslerini korumaya devam ederken, Kuzey Suriye’deki birimlerini (örneğin Kamışlı Havalimanı) tahliye ederek Şam’a alan açıyor. Rusya artık bölgede aktif bir savaşçı güçten ziyade, Suriye ordusunun modernizasyonu ve insani yardım lojistiği için bir “teknik danışman” rolüne bürünmüş durumda.
2026’nın Yeni Jeopolitik Tablosu: Petrol ve Egemenlik
Kasrak üssünün boşaltılması, Suriye’nin enerji kaynaklarının (Rümeylan petrol sahaları gibi) kontrolünün tamamen merkezi hükümete geçmesi anlamına geliyor. Bu durum, 2026 yılı sonunda Suriye’nin uluslararası yatırımlara açılması ve yeniden inşa sürecinin başlaması için bir “yeşil ışık” niteliğinde. Washington’ın askeri yükten kurtulup diplomatik bir “hami” rolüne geçmesi, Ortadoğu’da asimetrik savaş döneminin kapandığını ve ulus-devletlerin egemenliğinin yeniden tesis edildiği bir dönemi işaret ediyor.



