Amazon ormanları COP30 zirvesiyle dünyanın odağına yerleşmişken, Belem yakınlarındaki Menino Jesus quilombola topluluğundan yükselen ses, iklim diplomasisinin görmezden geldiği bir gerçeği yeniden hatırlattı: Ormanı koruyanlar hâlâ kendi topraklarında güvende değil.
Kölelikten kaçan Afrikalıların 300 yılı aşkın bir süre önce kurduğu quilombola toplulukları, sekiz kuşaktır Amazon’un içinde yaşıyor, doğayla uyumlu üretim modelleriyle ormanı ayakta tutuyor. Ancak Belem bölgesinde planlanan 200 hektarlık dev çöp depolama sahası projesi, bu yaşamın tamamını tehdit ediyor. Topluluk üyeleri, “Bizi yok sayan projelerle evimiz elimizden alınacak” diyerek ses yükseltiyor.

Brezilya’da yaklaşık 2.500 quilombola yerleşimi bulunmasına rağmen, bu toplulukların yalnızca yüzde 4’ü yaşadığı toprağın yasal mülkiyetine sahip. Bu nedenle Menino Jesus sakinleri için hukuki güvence neredeyse yok. COP30’da açıklanan yeni korunan alan kararlarının da “kâğıt üzerinde kaldığını” söyleyen topluluk liderleri, “Biz ormanın gerçek bekçileriyiz ama müzakerelerde adımız bile geçmiyor” diyerek tepki gösteriyor.
Bilimsel veriler de topluluğun sözlerini doğruluyor: Quilombola bölgelerinde ormansızlaşma oranı, hem korunan alanlardan hem de tamamen korumasız bölgelerden belirgin biçimde düşük. Buna rağmen iklim zirvelerinde Afro-kökenli toplulukların karar mekanizmalarına dahil edilmemesi, COP30’un en büyük eksiklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Quilombolaların talepleri belli:
Topraklarda tam mülkiyet, siyasette gerçek tanınma ve karar süreçlerine doğrudan katılım.
Amazon’un geleceğini konuşan dünyanın gözü, şimdi bu ihmal edilmiş halkların mücadelesine çevrilmiş durumda. Çünkü onlar için mesele sadece iklim değil; yaşam, kimlik ve tarih.



