ABD’nin prestijli üniversitelerinden Princeton Universitesi’nin kampüsünde yer alan yeni sanat binası, büyük bir mimari ve toplumsal tartışmanın ardından kapılarını açıyor. Uzun süredir gündemde olan proje, mimarı Sir David Adjaye’ye yönelik cinsel taciz ve istismar iddiaları nedeniyle gölgelenmiş olsa da, kurum “mimarın imajından bağımsız olarak binanın potansiyelini gerçekleştirme” kararlılığıyla ilerliyor.

Proje kapsamında üniversite kampüsünün tam göbeğinde yer alan eski müze binası yıkılarak yerine yaklaşık 146 000 sq feet (≈13 560 m²) büyüklüğünde, dokuz birbirine bağlı bina içeren yeni bir yapı inşa edildi.
Yapının mimarı olarak 2018’de Sir David Adjaye seçildi; ancak 2023’te bu mimara yönelik üç kadının taciz ve istismar iddialarında bulunması üzerine bir dizi kültür kurumu işbirliğini sonlandırdı veya askıya aldı.
Bu gelişme üzerine Princeton Üniversitesi ve müze yönetimi “Adjaye’ye ait olan dönem büyük ölçüde tamamlanmış durumda” diyerek projeyi ya iptal etmek yerine, yönetimi başka mimar ekiplere devrederek tamamlamayı tercih etti.
Müze direktörü James Steward, “Yaklaşık %60 oranında ileri aşamadıydık; binayı tamamen yıkmak veya yeniden başlamak mantıklı değildi” diyerek sürece dair açıklama yaptı.

Bu yeni müze binası, klasik “beyaz küp” (white cube) galeri deneyiminin ötesine geçmeyi hedefliyor. İçeride ziyaretçi dolaşımını teşvik eden “artwalk” adı verilen iki geçiş yolu bulunuyor; kuzey-güney ve doğu-batı eksenlerinde kampüs yollarına paralel olarak tasarlandı.
Ziyaretçilerin tesadüfen sanat eserleriyle karşılaşmaları hedeflenmiş: “Bir A’dan B’ye giderken yol üzerinde birkaç eser görüp sanata ilgi duymaları bir artı” açıklaması yapıldı.
Renkli ve değişken mekân tasarımıyla “müze yorgunluğu” (visitor fatigue) azaltılmaya çalışıldı. Örneğin galeriler farklı yüksekliklerde, farklı renklerde tasarlandı; bazı duvarlar zengin kumaş kaplamalı.
Koleksiyonlar artık tek bir seviyede sergileniyor; eski binada alt katlara gömülmüş ya da az ziyaret edilen bölümler vardı. Yeni yapı bu dezavantajı gideriyor.

Müze koleksiyonu yaklaşık 117 000 eseri kapsıyor; antik koleksiyonlardan çağdaş eserlere kadar geniş bir yelpaze var.
Açılış etkinliği olarak 31 Ekim 2025 gecesi başlamak üzere 24 saatlik halka açık “maraton” açılış planlandı. Ücretsiz giriş ve geniş çaplı etkinliklerle dikkat çekiyor.
Mimar Adjaye’nin üzerindeki iddialar müze için büyük bir imaj sorunuydu; ancak kurum bu durumu mimari vizyonun ve koleksiyonun değerinden bağımsız olarak değerlendirdiğini vurguluyor.
Bu durum, üniversite ve kültür kurumlarının “kimlerle çalışıyoruz?”, “kurumsal etik nedir?”, “mimari/sanatçı gücü mi yoksa kurumun misyonu mu öncelikli?” gibi sorulara cevap bulma noktasında önemli bir test sahnesi oldu.
Müzenin kampüsle, şehirle ve uluslararası düzeyle daha iyi entegre olma hedefi, koleksiyonların görünürlüğünü artırma ve halkla ilişkileri güçlendirme stratejisini de içeriyor.
Sonuç olarak, Princeton University Art Museum projesi, mimari tasarım, kurum kültürü, koleksiyon yönetimi ve kullanıcı deneyimi gibi çok katmanlı bir sınavı temsil ediyor. İddialı bir mimarlık projesi, etik bir sınavdan geçerken; sonuç olarak “bir binadan öte bir deneyim alanı” yaratma çabasıyla öne çıkıyor. Mimarı ve tasarım süreci tartışmalı olsa da, kurumun bunu aşma biçimi ve yapının kendi nitelikleri dikkat çekici.
Bu proje, sanat-kültür kurumlarının önümüzdeki dönemde hangi yönlere evrilebileceği konusunda önemli bir gösterge olma potansiyelini taşıyor.



